“Hocam, bir proje fikrim var. Sizce TÜBİTAK’a başvurabilir miyim?”
Akademik hayatta sık karşılaştığım sorulardan biri bu.
Arkasından genellikle heyecanla konu anlatılmaya başlanır:
“Şu konuda anket yapacağız…”
“Üç şehirde görüşmeler gerçekleştireceğiz…”
“On yıllık haberleri inceleyeceğiz…”
“Sosyal medyadan binlerce paylaşım toplayacağız…”
Büyük örneklem, çok sayıda görüşme, binlerce veri, farklı şehirler, farklı platformlar…
İlk anda etkileyici gelebilir.
Ama bir bilimsel araştırma projesi için en başta sorulması gereken soru belki de şudur:
Peki bütün bunları neden yapacaksınız?
Geçen yazıda her projenin bilimsel araştırma projesi olmadığını konuşmuştuk. Eğitim, hizmet, altyapı, sosyal sorumluluk ya da AR-GE çalışmaları da proje olabilir.
Şimdi önümüzde başka bir soru var:
Elimizde bilimsel olduğunu düşündüğümüz bir fikir varsa, bundan gerçekten araştırma projesi olur mu?
KONU BAŞKA, ARAŞTIRMA PROBLEMİ BAŞKA
İyi bir konu bulmayı bazen bir nehirde altın bulmaya benzetirim.
Değerlidir.
Ama henüz işin başındayızdır.
“Gençlerin sosyal medya kullanımı”, “yapay zekâ ve gazetecilik”, “göçmenlerin medyada temsili”, “öğrencilerin sınav kaygısı”…
Bunların hepsi araştırılabilecek alanlardır. Ancak henüz birer konudur.
Bilimsel araştırma, bu geniş alanın içinden açıklanmaya, anlaşılmaya, karşılaştırılmaya ya da sınanmaya değer belirli bir problem çıkardığımızda başlar.
Ne bilmiyoruz?
Neyi anlamaya çalışıyoruz?
Mevcut araştırmalar hangi noktada yetersiz kalıyor?
Araştırmamız bittiğinde neyi biliyor olacağız?
Belki daha çarpıcı soru şu:
“Bu araştırmayı yapmazsak neyi öğrenemeyeceğiz? Ne eksik kalacak?”
Bu soruya güçlü bir cevap veremiyorsak biraz daha düşünmekte yarar olabilir.
Örneğin bin kişiye “Yapay zekâ kullanıyor musunuz?” diye sorabiliriz. Hangi programların kullanıldığını, kullanım sıklığını, amaçlarını belirleyebiliriz.
Son derece yararlı sonuçlar da elde edebiliriz.
Betimleyici araştırmayı küçümsemiyorum. Bilim önce görmek, tanımlamak ve ölçmek zorundadır.
Ama çalışma yalnızca mevcut durumun fotoğrafını çekiyor ve burada kalıyorsa rutin bir durum saptamasına dönüşme riski vardır.
Oysa “Yapay zekânın benimsenmesini hangi faktörler açıklıyor?”, “Mesleki deneyim, teknoloji algısı ve kurum kültürü kullanım biçimiyle nasıl ilişkileniyor?”, “Hangi koşullarda farklı kullanım örüntüleri ortaya çıkıyor?” diye sorduğumuzda başka bir aşamaya geçeriz.
Artık yalnızca fotoğrafı çekmiyor; fotoğrafın içindeki örüntüleri ve ilişkileri anlamaya çalışıyoruzdur.
ÇOK VERİ, GÜÇLÜ ARAŞTIRMA DEMEK MİDİR?
Beş bin anket yapabilirsiniz.
On binlerce sosyal medya paylaşımı indirebilirsiniz.
Yüz binlerce haber metnini kodlayabilirsiniz.
Ama neyi aradığınız belli değilse elinizde büyük bir veri yığını olabilir; güçlü bir araştırma olmayabilir.
Anket, görüşme, deney, içerik analizi ya da odak grup araştırmanın kendisi değildir.
Bunlar araştırma sorusuna cevap verebilmek için kullandığımız araçlardır.
Ben bunları yemek yaparken kullandığımız tencere, tava, ızgara, çatal ve bıçağa benzetirim.
Önce hangi yemeği yapacağınızı bilmeniz gerekir.
Araştırmada da önce problem ve soru, ardından bunlara uygun yöntem gelir.
Bu nedenle şöyle bir cümle kurulabilir:
Araştırmanın değerini topladığı verinin miktarından çok, cevaplamaya çalıştığı sorunun niteliği ve o soruya ne kadar güvenilir cevap verebildiği belirler.
Bilimsel araştırmalar elbette yalnızca “neden?” sorusundan ibaret değildir. “Ne?”, “Nasıl?”, “Ne ölçüde?”, “Hangi koşullarda?”, “Nelerle ilişkili?”, “Aralarında fark var mı?”, “Öngörülebilir mi?” gibi pek çok soru sorabiliriz.
Mesele kullandığımız soru kelimesinden çok, sorunun bilimsel derinliğidir.
PEKİ BAŞVURUYA HAZIR MIYIM?
Bir proje fikri üzerinde çalışanlara başvuru formunu açmadan önce şu dokuz soruyu kendilerine sormalarını öneririm:
1. Araştırmaya değer açık bir problemim var mı?
Yalnızca konumu değil, çözmek ya da anlamak istediğim meseleyi açıkça ifade edebiliyor muyum?
2. Bu konuda bilmediğimiz şey nedir?
Araştırmanın başındaki “bilinmeyeni” gösterebiliyor muyum? Üstelik bu bilinmeyen gerçekten önemli mi?
3. Literatürde anlamlı bir boşluk var mı?
“Bu konuda çalışma yapılmamış” demek yetmeyebilir. Mevcut araştırmalar hangi soruya cevap veremiyor ve benim çalışmam ne ekleyecek?
4. Problemimi açık araştırma sorularına dönüştürebiliyor muyum?
“Bu konuyu inceleyeceğiz” demek yerine, araştırma sonunda cevaplayabileceğimiz açık sorularımız var mı?
5. Seçtiğim yöntem bu sorulara gerçekten cevap verebilir mi?
Anket yapmak istediğimiz için anket yapılmaz. Yöntemi araştırma sorusu belirlemelidir.
6. Toplayacağım veri gerçekten ihtiyacım olan veri mi?
Kaç kişiden veri topladığımız kadar kimlerden, nasıl ve hangi araçlarla veri topladığımız da önemlidir. Verimize ne kadar güvenebiliriz?
7. Veriyi topladıktan sonra ne yapacağım?
Sayacak mıyım, karşılaştıracak mıyım, ilişkileri sınayacak mıyım, örüntüleri mi açıklayacağım? Veri toplamaktan bilimsel bilgi üretmeye nasıl geçeceğim?
8. Projenin bütün parçaları birbirine bağlı ve yapılabilir mi?
Problem, amaç, araştırma sorusu, yöntem, veri ve analiz aynı şeyi mi araştırıyor? Süre, ekip, bütçe ve veri erişimi bu işi yapmaya yeterli mi?
9. Araştırma bittiğinde mevcut bilgiye ne eklemiş olacağım?
Yeni bir bulgu mu, ilişki mi, açıklama mı, yöntem mi, model mi?
Belki de en önemli soru şu:
“Şimdi ne biliyoruz da bu araştırmaya başlamadan önce bilmiyorduk?”
Bu dokuz sorunun cevapları birbirini tamamlıyorsa proje fikrimiz olgunlaşmaya başlamış demektir.
Çünkü iyi bir araştırma projesinde bir zincir vardır:
Problem → bilinmeyen → araştırma sorusu → yöntem → veri → analiz → yeni bilgi
Zincirin halkalarından biri kopuksa proje ne kadar güzel yazılırsa yazılsın bir yerde sorun çıkacaktır.
Belki kendimize tutacağımız en iyi ayna da şu olabilir:
“Ben bir araştırma projesi mi hazırlıyorum, yoksa yapmayı düşündüğüm işleri mi sıralıyorum?”
İkisi aynı şey değildir.
SON SÖZ
Bir proje fikrinin bizi heyecanlandırması güzel.
İyi bir konu bulmak başlangıçtır. Çok veri toplamak emektir. Güçlü yöntem önemlidir. Güzel yazılmış bir başvuru da değerlidir.
Ama bütün bunları bilimsel araştırma projesine dönüştüren asıl şey, henüz yeterince bilinmeyen ve araştırmaya değer bir sorunun peşine bilimsel bir yöntemle düşebilmektir.
Bu nedenle “Bundan araştırma projesi olur mu?” diye düşünüyorsanız önce konunuza değil, sorunuza bakın.
Sonra yönteminize…
Sonra da o yöntemle gerçekten ne öğrenebileceğinize…
Çünkü iyi araştırmalar çoğu zaman elimizdeki cevaplarla değil, doğru soruyu doğru biçimde sorabilmekle başlar.
AKADEMİK PUSULA, araştırma projelerine yönelik olarak konu bulma, konu geliştirme, başvuru raporunun hazırlanması süreçlerinde etik ve bilimsel rehberlik sunar.
AKADEMİK PUSULA sizin yerinize yazmaz; kendi akademik çalışmanızı daha doğru, daha güvenilir ve daha bilimsel biçimde geliştirmenize yardımcı olur.