“Hocam, bu konuda Türkiye’de daha önce çalışma yapılmamış. O halde proje özgün sayılır, değil mi?”
Araştırma projelerinde, tezlerde ve makale çalışmalarında sık karşılaştığım cümlelerden biri bu.
İlk bakışta oldukça ikna edici de gelebilir.
Bir konu daha önce araştırılmamışsa, ilk kez biz araştıracaksak ortaya yeni bir çalışma koymuş olmayacak mıyız?
Elbette yeni olacaktır.
Ama burada küçük, fakat önemli bir ayrım var:
Yeni olmakla bilimsel olarak özgün ve önemli olmak her zaman aynı şey değildir.
Bir konunun daha önce çalışılmamış olması bize bir boşluk gösterebilir. Ancak asıl soru şudur:
Bu boşluk doldurulmaya değer bir boşluk mudur?
LİTERATÜR TARAMASI NEDEN YAPIYORUZ?
Bazen literatür taramasını araştırmanın başında yerine getirilmesi gereken akademik bir formalite gibi algılıyoruz.
Kaynakları bulalım.
Kim ne yapmış sıralayalım.
Son beş yıldaki araştırmaları özetleyelim.
Sonra da:
“Bu konuda sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır.”
deyip kendi araştırmamıza geçelim.
Oysa literatür taramasının asıl işlevi kaynakları arka arkaya dizmek değildir.
Literatür bize en azından şu üç sorunun cevabını vermelidir:
Ne biliyoruz?
Ne bilmiyoruz?
Biz bu bilgi birikiminin neresine ne ekleyeceğiz?
Bence araştırma boşluğu dediğimiz şey de ikinci soruyla üçüncü soru arasındaki yerde ortaya çıkıyor.
Literatür belirli bir noktaya kadar geliyor ama orada açıklanamayan, yeterince incelenmeyen, birbirine bağlanmayan, sınanmayan ya da çelişkili kalan bir şey bulunuyor.
Araştırmacı da tam oraya giriyor.
“HİÇ ÇALIŞILMAMIŞ” OLMASI YETERLİ Mİ?
Diyelim ki “Üniversite öğrencilerinin yapay zekâ kullanımına yönelik tutumları” konusunda çok sayıda araştırma yapılmış olsun.
Siz de şöyle diyorsunuz:
“Fakat Eskişehir’deki X Üniversitesi öğrencileri üzerinde yapılmamış.”
Doğru olabilir.
Ama bu durumda sormamız gereken bir soru daha var:
X Üniversitesinde araştırma yapmamız mevcut bilgilerimize ne ekleyecek?
Yalnızca başka üniversitelerde bulunan oranların burada da benzer olup olmadığını mı göreceğiz?
Öyleyse çalışmanın yeni bir örneklemi vardır ama bilimsel katkısı sınırlı kalabilir.
Buna karşılık X Üniversitesinin araştırdığımız olgu açısından özel bir niteliği varsa durum değişebilir.
Örneğin farklı bir eğitim modeli uygulanıyordur.
Yapay zekâ kullanımı konusunda özel bir politika geliştirilmiştir.
Öğrenci profili belirgin biçimde farklıdır.
Ya da önceki araştırmalarda ele alınmamış bir değişken burada incelenecektir.
O zaman “Neden burada?” sorusunun bilimsel bir cevabı vardır.
Demek ki:
Bir araştırmanın başka bir şehirde, üniversitede, ülkede ya da örneklemde ilk kez yapılması tek başına güçlü bir özgünlük gerekçesi olmayabilir.
Yeni bağlam önemlidir ama o bağlamın neden önemli olduğunu da göstermek gerekir.
ARAŞTIRMA BOŞLUĞU TEK TÜRLÜ DEĞİLDİR
Literatürde boşluk ararken yalnızca “Bu konuda daha önce çalışma yapılmış mı?” sorusuna bakarsak pek çok önemli boşluğu kaçırabiliriz.
Çünkü bilimsel boşluk farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.
Örneğin bir konu hakkında çok sayıda çalışma yapılmış olabilir ama sonuçlar birbirleriyle çelişiyor olabilir.
Bazı araştırmalar sosyal medya kullanımının yalnızlıkla ilişkili olduğunu, bazıları ise böyle bir ilişki bulamadığını gösteriyorsa burada yeni araştırmaya ihtiyaç doğabilir.
Bu bir bulgu ya da sonuç boşluğu olabilir.
Başka bir durumda konu çok çalışılmıştır ama çalışmaların hemen tamamı anket yöntemiyle yapılmıştır.
İnsanların “Ne düşündüğünü?” biliyoruzdur ama bu düşüncelerin gündelik yaşamda nasıl oluştuğunu bilmiyoruzdur.
Derinlemesine görüşmeler, gözlem ya da farklı bir yöntem bize başka bir boyut gösterebilir.
Bu da yöntemsel bir boşluk olabilir.
Bazen yeterince veri vardır ama bunları açıklayacak kuramsal çerçeve zayıftır.
“Ne olduğunu” biliyoruzdur fakat “neden ve nasıl olduğunu” yeterince açıklayamıyoruzdur.
Burada kuramsal ya da açıklayıcı bir boşluk bulunabilir.
Bazen iki ayrı literatür kendi içinde gelişmiştir ama birbirleriyle yeterince konuşmuyordur.
Örneğin yapay zekâ kullanımı üzerine geniş bir literatür vardır; gazetecilikte güven üzerine de geniş bir literatür bulunmaktadır. Fakat yapay zekâ kullanımının gazetecilerin mesleki güven anlayışını nasıl dönüştürdüğü yeterince ele alınmamıştır.
Buradaki boşluk bir anlamda iki bilgi alanının ilişkilendirilmemiş olmasıdır.
Bazen de geçmişte çok iyi araştırılmış bir konu vardır ama toplumsal ya da teknolojik koşullar öylesine değişmiştir ki eski sonuçların bugün geçerli olup olmadığını yeniden sormak gerekir.
Bu da zamansal bir boşluk yaratabilir.
Dolayısıyla araştırma boşluğu yalnızca:
“Kimse bunu yapmamış.”
demek değildir.
Bazen daha anlamlı soru şudur:
“Yapılmış çalışmalar bize neyi hâlâ açıklayamıyor?”
“DAHA ÖNCE BU YÖNTEM KULLANILMAMIŞ” DEMEK DE YETMEYEBİLİR
Benzer bir sorun yöntem konusunda da karşımıza çıkıyor.
“Bu konu daha önce anketle incelenmiş ama yapay zekâ destekli içerik analiziyle incelenmemiş.”
Peki neden incelenmeli?
Sırf yeni bir yöntem kullanmış olmak bilimsel katkı oluşturmayabilir.
Yeni yöntem;
daha önce göremediğimiz bir şeyi gösterebiliyorsa,
eski yöntemin önemli bir sınırlılığını aşabiliyorsa,
daha güvenilir ya da ayrıntılı veri sağlayabiliyorsa,
başka türlü cevaplanamayacak bir soruya cevap verebiliyorsa
anlamlıdır.
Yani yöntem farklılığının da araştırma problemiyle gerekçelendirilmesi gerekir.
Yoksa elimizde yalnızca “farklı yapılmış” bir çalışma bulunabilir.
BOŞLUK İLE ÖZGÜN DEĞER AYNI ŞEY Mİ?
Tam olarak değil.
Araştırma boşluğu bize nerede bilgi eksikliği olduğunu gösterir.
Özgün değer ise bizim çalışmamızın o eksikliğe ne kattığını açıklar.
Örneğin:
“Türkiye’de yapay zekâ destekli haber üretiminde editoryal güven konusunda sınırlı çalışma bulunmaktadır.”
Bu bir boşluk iddiasıdır.
Ama henüz özgün değer değildir.
Ardından şunu söyleyebilmemiz gerekir:
“Bu araştırma, editoryal güveni yalnızca genel tutum düzeyinde ölçmek yerine, gazetecilerin yapay zekâ tarafından üretilmiş ve insan tarafından üretilmiş içeriklere yönelik değerlendirmelerini deneysel olarak karşılaştırarak hangi koşullarda güven kaybının ortaya çıktığını sınayacaktır.”
Şimdi ne ekleyeceğimiz daha belirgin hâle geliyor.
Kısaca:
Boşluk, literatürde eksik olanı; özgün değer ise bizim o eksikliğe getirdiğimiz katkıyı anlatır.
HER BOŞLUK DOLDURULMAYA DEĞER Mİ?
Bence araştırmacının kendisine sorması gereken en önemli sorulardan biri bu.
Çünkü literatürde sonsuz sayıda boşluk bulabiliriz.
“Bu konu 42 yaşındaki bireylerde araştırılmış ama 43 yaşındakilerde araştırılmamış.”
Teknik olarak bir boşluk olabilir.
Peki bilimsel olarak anlamlı mı?
Muhtemelen değil.
Dolayısıyla boşluğun varlığından sonra ikinci aşama gelir:
Bu boşluğun doldurulması neden önemli?
Bir kuramı geliştirecek mi?
Bilinen bir ilişkiyi yeniden düşünmemizi sağlayacak mı?
Çelişkili bulguları açıklayacak mı?
Yeni bir toplumsal problemi anlamamıza yardımcı olacak mı?
Yeni bir yöntem ya da ölçüm yaklaşımı sunacak mı?
Uygulamada önemli bir soruna çözüm üretmemizi sağlayacak mı?
Bunlardan biri ya da birkaçı varsa araştırma boşluğu anlam kazanmaya başlar.
ARAŞTIRMA BOŞLUĞUNU NASIL BULACAĞIZ?
Bunun sihirli bir formülü yok.
Ama literatür okurken yalnızca “Bu makale ne bulmuş?” diye sormamak önemli.
Bir makaleyi okurken şu soruları da sorabiliriz:
Araştırmacılar hangi soruları cevaplamış?
Hangilerini cevaplayamamış?
Çalışmanın sınırlılıkları neler?
Yazarlar hangi konularda yeni araştırma önermiş?
Farklı araştırmaların bulguları birbirleriyle uyumlu mu?
Kullanılan yöntemlerin ortak sınırlılıkları var mı?
Hangi gruplar, değişkenler, süreçler ya da bağlamlar dışarıda bırakılmış?
Mevcut kuramlar eldeki bulguları açıklamaya yetiyor mu?
Ve belki de en önemlisi:
Literatürü okudukça benim zihnimde hangi yeni soru oluşuyor?
Çünkü iyi araştırma boşluğu bazen bir makalenin sonunda “Gelecek çalışmalar şunu incelemelidir” cümlesinin içinde hazır olarak bulunmaz.
Araştırmacının farklı çalışmaları yan yana koyup aralarındaki eksik bağlantıyı görmesi gerekir.
Bir bakıma literatür taraması yalnızca okuma işi değil, düşünme işidir.
KENDİNİZE ŞU BEŞ SORUYU SORUN
Araştırmanızın özgün değerini yazmadan önce kendinize küçük bir test uygulayabilirsiniz:
1. Mevcut literatür neyi zaten biliyor?
Bunu açıkça anlatamıyorsanız boşluğu da göstermeniz zor olacaktır.
2. Tam olarak ne bilinmiyor ya da yeterince açıklanamıyor?
“Az çalışma var” demek yerine eksik bilginin ne olduğunu söyleyebiliyor musunuz?
3. Bu eksiklik neden önemli?
Doldurulmasa bilimsel ya da toplumsal olarak ne eksik kalacak?
4. Benim araştırmam bu eksikliği nasıl giderecek?
Yeni veri mi sağlayacak, bir ilişkiyi mi sınayacak, farklı bir açıklama mı getirecek, yöntemsel bir sorunu mu aşacak?
5. Araştırmanın sonunda literatüre hangi cümleyi ekleyebileceğim?
Belki de en güçlü test budur:
“Bu çalışma sayesinde artık ……………………………………… biliyoruz.”
Boşluğu anlamlı bir ifadeyle doldurabiliyorsanız özgün katkınız da görünür olmaya başlamış demektir.
SON SÖZ
Araştırmanın özgünlüğünü kanıtlamanın en kolay yolu:
“Bu konuda daha önce çalışma yapılmamıştır.”
demek gibi görünebilir.
Ama belki de en zayıf yollarından biri de budur.
Çünkü bilim açısından asıl mesele ilk olmak değil, bilgiye anlamlı bir şey eklemektir.
Bu nedenle literatürde boşluk ararken yalnızca:
“Ne yapılmamış?”
diye sormayın.
Şunları da sorun:
“Neyi hâlâ bilmiyoruz?”
“Neyi yeterince açıklayamıyoruz?”
“Hangi sonuçlar birbiriyle çelişiyor?”
“Hangi bağlantı henüz kurulmamış?”
“Ve benim araştırmam bütün bunlara ne ekleyecek?”
Çünkü iyi bir araştırmanın özgünlüğü çoğu zaman hiç kimsenin gitmediği bir yere gitmekten değil, herkesin baktığı yerde daha önce yeterince görülmemiş bir şeyi görebilmekten doğar.
Araştırma probleminizi geliştirmekten yöntem ve analiz planlamasına, proje ve makale hazırlığından yayın sürecine kadar akademik çalışmalarınızda desteğe ihtiyaç duyuyorsanız AKADEMİK PUSULA, bilimsel ve etik ilkeler çerçevesinde uzmanlık düzeyinde danışmanlık ve eğitim desteği sunar.
Çalışmanızı kısaca paylaşmak ve uygun destek seçenekleri hakkında bilgi almak için İletişim sayfamızı ziyaret edebilir, Başvuru ve Ön Görüşme formumuzu doldurabilirsiniz.